09:00 - 18:00

Hafta İçi

05394305756

Danışmanlık İçin Bizi Arayın

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR

 KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR
CEZA HUKUKU   04.01.2024   Av. Hazal KARAKAYA

Ceza Muhakemesi Hukukunda “soruşturma evresi” Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın kesinleşmesi ile bitebileceği gibi Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin Mahkemece kabulü ile de tamamlanabilir. Bir diğer husus ise istisnai bir kurum olarak düzenlenen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararıdır.

KYOK, kelime anlamı üzerinden de anlaşılacağı üzere “kovuşturma evresi”ne geçiş için gerekli şartların oluşmadığı, kovuşturma yapılmasına yer olmadığı hallerde verilen ve Cumhuriyet Savcısının da belirli ölçülerde takdir yetkisine sahip olduğu bir karardır.

KYOK akabinde artık kovuşturma aşamasına geçilmez. Az sonra “denetim” başlığı altında usul ve yöntemlerini inceleyeceğimiz üzere kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edebilmek mümkündür. İşbu itiraz neticesinde reddine karar verilmesi halinde KYOK kesinleşir ve soruşturma aşaması sona erer. İtirazın kabulü halinde ise karar itirazen kaldırılarak Cumhuriyet Savcısı tarafından iddianame hazırlanır.

Doktrinde yer alan bir tanıma göre Kovuşturmaya yer olmadığı kararı, Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde şüphelendiği kişiye karşı suç isnadında bulunmayacağına ve kovuşturmaya yetkili makamın kovuşturmaya başlamayacağına ilişkin yazılı işlemdir.

Kyok, yargılama süreci olmaksızın verildiğinden kesin hüküm teşkil etmeyen ve yargı kararı niteliğine haiz olmayan bir karar olduğu hususu da öğretide baskın görüştedir. Başka bir görüş ise itiraz kurumunun varlığından bahisle adli ve idari özellikte karma bir görüş olduğu yönündedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/15-464 E. 2019/510 K. sayılı ve 27/06/2015 tarihli “Öte yandan, her ne kadar soruşturma yapma yetkisi ve görevi bulunmayan Cumhuriyet savcısının şüpheli hakkında atılı suçtan verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki değerden yoksun olduğu ileri sürülebilir ise de; Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın mahkeme denetiminden geçerek yargısal bir karar hâlini almak suretiyle yargı otoritesi özelliğini göstermesi ve aynı fiile ilişkin olarak yeniden soruşturma yapılabilmesinin yeni delilin meydana çıkması ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmesi şartlarına bağlanmış olması nedenleriyle söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki değerden yoksun olmadığı kabul edilmelidir” şeklindeki kararı ise Yargıtay’ın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yargı kararı niteliğinde olduğu görüşünde olduğunu göstermektedir.

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR VERİLEBİLECEK HALLER

A. YETERLİ ŞÜPHE ELDE EDİLEMEMESİ

Cumhuriyet Savcısı şikayet üzerine yahut re’sen başlatacağı soruşturma aşamasında tüm delilleri toplayarak soruşturma aşamasını sona erdirir. Bu aşamada 5271 sayılı CMK m.2/1-a bendinde “soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder” şeklinde tanımlanan, suç isnadının muhatabı olan şüpheli hakkında elde edilebilecek tüm deliller toplanmalıdır. Aksi halde etkin soruşturma ilkesinin ihlali meydana gelecektir.

Toplanan deliller neticesinde şüpheli hakkında üzerine atılı suçu işlediğine dair şüphe oluşturması halinde Cumhuriyet Savcısı tarafından iddianame hazırlanacaktır. Ancak toplanan deliller neticesinde şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair yeterli şüphe bulunmazsa bu durumda Cumhuriyet Savcısı tarafından KYOK verilebilecektir. Nitekim “şüpheden sanık yararlanır” ve “masumiyet karinesi” gibi Türk Ceza Hukukunun temel ilkeleri de yeterli şüphe elde edilemediği halde şüphelinin yahut kovuşturma aşamasında ise sanığın cezalandırılmasını önlemektedir. Böylece hukukun güvenirliliği ve toplumun huzur ve refahı sağlanmaktadır.

Burada şüphenin derecesi önem arz etmektedir. Soruşturma aşamasının başlaması için gereken şüphe derecesi “basit şüphe” olarak tanımlanmaktadır. Soruşturma aşamasında ise kamu davası açılabilmesi için aranan şüphe derecesi “yeterli şüphe” olarak tanımlanmaktadır. 5271 sayılı CMK m. 170/2 “soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler” şeklinde düzenlenmiş olup iddianamenin hazırlanması için yeterli şüphenin varlığını aramıştır. Yeterli şüphenin oluştuğundan söz edebilmek için; soruşturma ile ulaşılan deliller akla, mantığa ve bilime uygun bir şekilde soruşturulan şüpheli şahsın suçu işlediğine işaret etmelidir.

Hangi delillerin toplanması gerektiği ve toplanan delillerin yeterli olup olmadığı hususunda Cumhuriyet Savcısına takdir yetkisi tanınmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2009/22283 E. – 2009/1633 K. sayılı ve 14.10.2009 tarihli kararında "İddia edilen suçla ilgili olarak bilinen deliller toplanmadan veya değerlendi-rilmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmemelidir. Fakat, ilgili suçun niteliğine göre, taraflarca gösterilen delillerin, suçun kanıtlanması bakımından uygun olup olmadığının değerlendirilmesi konusunda da Cumhuriyet Savcısı'nın takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Ancak bu takdir yetkisinin, somut olayın özelliklerine uygun ve yerinde kullanılmış olup olmadığının da merci tarafından denetlenmesi olanaklıdır. Cumhuriyet savcısı, bu dosyada delil olarak öne sürülen hususların suçun kanıtlanmasına bir etkisinin bulunmayacağı düşüncesiyle, dilekçede gösterilen 5 tanıktan üçünü dinlemiş ve mevcut delillere göre karar vermiştir. Yakınan tarafından dinlenilmesi istenilen tanıkların, yakınanın hırsızlık yapmayacak bir kişilikte bulunduğuna ilişkin kişilik tanığı olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Buna karşın, somut olayda kişilik tanığının iftira suçunun varlığını kanıtlama bakımından bir öneminin bulunmadığı açıktır. İftira konusu eyleme ilişkin maddi bir kanıt veya görgü tanığının bulunmaması durumunda olay yerinde keşif yapılmasının da sonucu etkilemeyeceği düşünülmelidir. Açıklanan yasal ve olaysal gerekçeler doğrultusunda Cumhuriyet Savcısı'nın, soruşturmaya konu iftira suçuyla ilgili kanıtlara dayalı olarak yaptığı değerlendirmesinin yasada verilen takdir yetkisine uygun bulunmaktadır" denilmekle Cumhuriyet Savcısının delilleri değerlendirmedeki takdir yetkisi ve sınırları ortaya konulmuştur.

Belirtmek gerekir ki, Cumhuriyet Savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verirken, kararın gerekçesinde tüm delilleri değerlendirmeli ve değerlendirme sonucunda yeterli şüpheye ulaşamamasının gerekçelerini açıkça göstermelidir.

Cumhuriyet Savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesi hususunda işbu takdir yetkisine sahip olması öğretide eleştirilmektedir. Bir görüşe göre, Cumhuriyet Savcısının delilleri değerlendirerek kyok vermesi halinde karar makamı gibi hareket etmiş olacağından bahisle görev ve yetki sınırlarını aşmış olacaktır.

B. KOVUŞTURMA OLANAĞININ BULUNMAMASI

a. Şikayet Şartı

Şikayet, suçtan zarar gören kimsenin suçu işlediği iddia edilen kişi hakkında yetkili merciiler tarafından cezalandırılmasını talep ettiği beyan olarak tanımlanabilir. Şikayet kurumu CMK m.158 ile “Şikayet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Kural olarak şikayet, başsavcılıklara veya kolluk birimlerine yapılır. Ancak valilik, kaymakamlık veya mahkeme gibi kurumlara yapılan şikayetler, bu kurumlar tarafından geciktirilmeksizin ilgili başsavcılığa gönderilir.

Türk Ceza Hukukunda kural olarak soruşturma ve kovuşturma işlemleri re’sen yürütülmekte ise de kanunda yapılan özel düzenlemeler ile birtakım suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi tutulmuştur. Böylece soruşturmanın mecburiliği ilkesinin bir istisnası oluşmuştur.

1. Şikayetin Yokluğu

Takibi şikayete bağlı suçlar açısından, suçtan zarar gören kişi veya mağdur 6 ay içerisinde şikayette bulunmamış ise o halde artık soruşturma yahut kovuşturma yapılamayacaktır. Şikayet olmaksızın soruşturma başlatılmış ise Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilecektir. 6 aylık sürenin sona ermesi akabinde şikayette bulunması halinde de artık Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturma imkanı bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilecektir.

2. Şikayetten Vazgeçme

Takibi şikayete bağlı suçlar açısından, şikayet hakkına sahip kişi süresi içerisinde bu hakkını kullanmış ve fail hakkında soruşturma aşaması başlamış ise, şikayetten vazgeçme durumunda şüpheli hakkında – soruşturma aşamasında fail artık şüpheli sıfatını almaktadır- kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Nitekim bir suçun kovuşturması şikayete tabi ise ve artık ortada bir şikayet söz konusu değil ise artık kovuşturma olanağından bahsedilemeyecektir.

b. İzin Şartı

İzin, yetkili makamın kamu davası açılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığına ilişkin yaptığı irade açıklamasıdır. İzin şartı bazı suçlar bakımından öngörülebileceği gibi bazı kamu görevlileri bakımından da öngörülebilir. Kamu görevlileri bakımından fail açısından kovuşturma izni verilmemesi halinde Cumhuriyet Savcısı tarafından KYOK verilecektir.

Suçlar, yani suç teşkil eden eylemler bakımından izin şartı soruşturma veya kovuşturma evresinde karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin TCK m.299/3 gereğince Adalet Bakanının kovuşturma izni olmaksızın kamu davası açılamayacaktır. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı tarafından kovuşturma izni verilmediğinden, kovuşturma imkanının varlığından söz edilemeyecektir. Cumhuriyet Savcısı tarafından KYOK verilmelidir.

c. Derdest Yargılama veya Kesin Hüküm Bulunması

Bir kimsenin aynı eylem nedeniyle aynı suçtan iki defa yargılanamayacağı “non bis in idem” ilkesi ile Türk Ceza Hukukunda yerini bulmuştur. Nitekim CMK m.223/7 de işbu doğrultuda “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı kişinin aynı eyleminden doğan aynı nitelikteki suç için artık kovuşturma imkanı bulunmayacaktır. Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısının KYOK vermesi gerekir.

d. Uzlaşmanın Gerçekleşmesi

Uzlaştırma, bir suçun işlenmesi ile taraf olarak ortaya çıkan suçun mağduru ve şüphelisi ile soruşturma ya da kovuşturma makamının, şüpheli hakkında ceza muhakemesi yoluyla mahkumiyet kararı verilmeden, herkesin yararına olacak şekilde muhakeme dışındaki bir yolla somut olayı çözerek muhakemeyi sonlandırmaktır.

Uzlaştırma bir dava şartıdır. Dolayısıyla uzlaştırma kapsamına giren bir suç için öncelikle uzlaştırma şartının gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Taraflar arasında uzlaşma sağlanmış ise artık kovuşturma imkanı bulunmayacağından Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.

e. Önödemenin Gerçekleşmesi

Önödeme, kanunda öngörülen sınırlamalar çerçevesinde kalan ve miktar veya tür olarak belirli bir cezanın öngörüldüğü suçlarda, kamu davası açılmasını engelleyen veya açılmış olan kamu davasının düşmesi neticesini doğuran kurumdur. Önödeme 5237 s. TCK m.75 ile düzenlenmiştir.

Cumhuriyet savcısınca yürütülen soruşturmada önödemeye tabi olduğu soruşturma dosyasından anlaşılan suçlarda, şüpheliye yapılan önödeme tebliği üzerine, şüphelinin ön ödeme tebliğinde yer alan miktarı soruşturma giderleri ile birlikte ödemesi halinde, şüpheli hakkında kamu davası açılmayacaktır. Önödeme şartlarını gerçekleştiren şüpheli hakkında artık kovuşturma olanağı bulunmayacağından bahisle Cumhuriyet Savcısının kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi gerekmektedir.

f. Şüphelinin Ölümü

Kovuşturma aşamasına geçebilmek için kovuşturma olanağının bulunması gerektiğinden bahsetmiştik. Şüphelinin soruşturma aşamasında ölmesi halinde artık hakkında kovuşturma yapılabilecek bir kimse kalmadığından kovuşturma olanağı kalmayacaktır. Kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir.

Nitekim burada “Suçta ve cezada şahsilik” ilkesi de önem taşımaktadır. Bir kimsenin işlemiş olduğu bir suç nedeniyle yalnızca o kişi cezalandırılabilir. Dolayısıyla bir kimsenin işlediği iddia edilen suç için de yalnızca o kişi hakkında yargılama yapılabilecektir. Özel hukuk uyuşmazlıklarında bazı hallerde mirasçılar, ölen kişi yerine yargılamaya devam edebilmekte ise de ceza yargılamasında böyle bir durumdan bahsedilemez.

Şüphelinin ölmesi halinde her ne kadar ceza yargılaması yapılamayacak ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecek ise de şayet ortada müsadereye tabi eşyalar mevcut ise eşyaların müsaderesi yetkili mahkemeden istenebilecektir.

İştirak halinde işlenen bir suç söz konusu ise yalnızca ölen kişi bakımında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara hükmedilecektir.

 

g. Yaş Küçüklüğü, Sağır ve Dilsizlik

TCK m.31/1 “Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.” şeklinde düzenlenmiş olup kanunda açıkça belirtildiği üzere fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış çocuklar hakkında kovuşturma olanağı bulunmadığından haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmelidir.

TCK m.33 ise “Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında.. uygulanır” şeklinde düzenlenmiş olup TCK m.31/1’e atıf yapmaktadır. Buna göre fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış sağır ve dilsizler hakkında da kovuşturma olanağı bulunmadığından bahisle haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilecektir.

h. Af

Af, bazen kesinleşmiş hükümleri hafifleten, değiştiren veya kaldıran, bazen de kamu davasını düşüren ya da kesinleşmiş mahkumiyetleri tüm neticeleri ile ortadan kaldıran kamu hukuku tasarrufudur. Genel af ve özel af olarak ikiye ayırabiliriz.

Genel af, kamu davasının düşmesi veya ceza mahkumiyetinin tüm neticeleriyle birlikte ortadan kalkması sonucunu doğuran bir ceza hukuku kurum olarak TCK m.65/1 ile düzenlenmiştir. Genel af, ceza mahkumiyetinin tüm sonuçlarını ortadan kaldıracaktır. Dolayısıyla artık cezadan söz edilemeyecektir. Genel af, niteliği itibariyle bir dava şartıdır. Kovuşturma aşamasında şayet kişi üzerine atılı suçu işediyse ve şartları oluştuysa cezaya hükmedilecektir. Ancak genel af durumunda kişi hakkında cezaya hükmedilmeyeceğinden kovuşturma aşamasında kamu davasının düşmesine karar verilecektir. Sonuç olarak genel af mevcut ise artık kovuşturma olanağı bulunmayacağından kyok verilmedir.

Özel af ise TCK m.65/2 ile, kesinleşmiş hapis cezasının cezaevinde infaz edilmesinden vazgeçilmesi veya cezaevinde infaz edilecek sürenin azaltılması veya hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesini sağlayan bir ceza hukuku kurumu şeklinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla özel af, cezayı ortadan kaldırmamaktadır. Özel affın varlığı halinde kovuşturma olanağı bulunmaktadır. Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma aşaması tamamlanır, şartları oluşmuş ise iddianame düzenlenir.

i. Zamanaşımı ve Dava Açma Süresinin Sona Ermesi

Suç işlendikten sonra kanun tarafından öngörülen sürelerin geçmesi durumunda kamu davası açılamamasını veya dava açıldıktan sonra da devam olunamayacağı sonucunu doğuran duruma dava zamanaşımı denir. Dava zamanaşımının dolması ile birlikte artık kamu davası açılamayacaktır. Dolayısıyla şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair yeterli şüphe bulunsa dahi hakkında kovuşturma olanağı bulunmayacağından kyok verilmelidir.

Dava açılması için Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda özel düzenleme ile süre öngörülen suçlar bakımından da eğer bu dava açma süresi dolmuş ise artık kovuşturma olanağı bulunmayacaktır. Kamu davasının açılması mümkün olmayacağından yine Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir.

 

C. KAMU DAVASININ AÇILMASINDA CUMHURİYET

SAVCISININ TAKDİR YETKİSİ

Soruşturma mecburiyeti ilkesi gereğince Cumhuriyet Savcısının suç işlendiği kanaatinde olması halinde re’sen soruşturma başlatmalı ve şartları sağlıyor ise kovuşturma aşamasına geçilmek üzere iddianame hazırlamalıdır. Soruşturması ve kovuşturması şikayete bağlı suçlar bu ilkeye bir istisna oluşturmaktadır. CMK m.171/1 ile Cumhuriyet Savcısının yeterli şüphe bulunsa dahi takdir yetkisini kullanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi halleri düzenlenmiştir. Buna göre Cumhuriyet Savcısı, cezayı ortadan kaldıran etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren durumlarda veya şahsi cezasızlık hallerinin varlığında kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir.

a. Etkin Pişmanlık Hükümleri

Etkin pişmanlık, failin işlediği suçun icra hareketlerini tamamladıktan sonra suç işleme iradesinden vazgeçerek neticeyi önlemek amacıyla çaba göstermesidir. Öncelikle şüpheli tarafından işlenen suç yönünden etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabiliyor olması gerekmektedir. Kanunda etkin pişmanlık halinin düzenlenmediği suç türlerinde etkin pişmanlıktan bahsetme olanağımız olmayacaktır. Söz konusu suç teşkil eden eylemler hakkında şüphelinin samimi bir şekilde, bizzat pişman olması gerekmektedir.

Uygulamada fail pişmanlık içerisinde olmasa bile failin yakınları tarafından mağdurun zararının giderilmesi durumunda fail etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaktadır. Burada önemli olan failin bu yöndeki irade ve isteğini beyan etmesidir. O nedenle failin davranışları hiç gözetilmeden sadece zararın giderilmiş olması ve buna istinaden etkin pişmanlığın koşullarının var olduğunun kabulü kanundaki düzenlemeye aykırılık teşkil etmektedir.

Ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabiliyor olması her zaman kyok verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Zira etkin pişmanlık hükümleri her zaman cezayı ortadan kaldırmaz. Bazı suçlarda cezasızlık sebebi iken bazı suçlarda cezayı azaltıcı neden olarak görülmüştür. Cezasızlık sebebi olarak düzenlenen suçlarda, yukarıda yazılı şartların oluşması halinde Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilebilecektir.

b. Şahsi Cezasızlık Hükümleri

Şahsi cezasızlık hükümleri, icra edilen fiilin suç olma özelliğini ortadan kaldırmamakla birlikte, şüphelinin kişisel niteliği ve şüphelinin işlediği suç tipinin şahsi cezasızlık hükümlerine uygunluğu nedeniyle ceza müeyyidesi uygulanmasına engel olan veya cezada indirim uygulanmasını sağlayan hallederdir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilmek için cezayı kaldıran şahsi sebep olarak şahsi cezasızlık hallerinin oluşması gerekmektedir.

Şahsi cezasızlık halleri ile hukuka uygunluk halleri birbirine karıştırılmamalıdır. Hukuka uygunluk hallerinde kişinin eylemleri hukuka uygun olduğundan artık suç teşkil etmeyecektir. Ancak şahsi cezasızlık hallerinde kişinin eylemleri suç niteliğinde olmaya devam etmekle birlikte artık kişinin cezalandırılamamasından bahsedilmektedir.

Şahsi cezasızlık sebeplerinin bulunması halinde fail hakkında hükmolunacak cezanın indirilmesi ya da cezaya hükmedilmemesi arasında hakime takdir yetkisi tanınan hallerde ise Cumhuriyet savcısı CMK’nın 171 inci maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı veremez. Söz konusu hallerde fail hakkında yapılacak yargılama neticesinde takdir hakkını kullanacak merci hakimdir.

Cezayı kaldıran şahsi cezasızlık sebeplerinin varlığı halinde kamu davası açmayarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı verme konusunda Cumhuriyet Savcısına takdir yetkisi tanınmıştır.

Cezayı azaltan hallerde ise artık Cumhuriyet Savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme hususunda takdir yetkisinden bahsedilemeyecektir. Zira kişinin cezalandırılmasını engelleyen bir durum yoktur. Kovuşturma olanağı bulunmaktadır.

İTİRAZ YETKİSİNE SAHİP OLAN KİŞİLER

CMK madde 173 uyarınca suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz hakkı bulunmaktadır. Her ne kadar kanunda suçtan zarar gören kavramından bahsedilmiş olsa da bu kavram ile doğrudan veyahut dolaylı olarak zarar görenlerin mi itiraz yetkisine sahip olduğu belirtilmemiştir. Fakat suçtan zarar gören kavramının itiraz usulü bakımından geniş yorumlanması gerektiği belirtilmiştir.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararına şüphelinin itiraz edip edemeyeceği hususu tartışmalı bir konudur. Fakat YCGK’nin 12.04.2011 tarihli kararında, “Cumhuriyet Savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yasa koyucu yalnızca suçtan zarar görene itirazda bulunma hakkı vermiş olup, şüphelinin bu karara karşı itiraz hakkı bulunmamaktadır. Yasa koyucu tarafından şüpheliye kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz hakkı tanınmadığı hususu göz önünde bulundurulduğunda, bu kararlarda özenli bir dil kullanılarak, eylemin sabit olduğuna yönelik tespitlere yer verilmemelidir” gerekçesiyle itiraz hakkı yalnızca suçtan zarar görene tanınmış olup, şüphelinin bu karara karşı itiraz hakkı olmadığı ilgili kararda belirtilmiştir.

Suçtan zarar görenin birden fazla olması durumunda her bir suçtan zarar gören kişi hakkını diğerinden bağımsız olarak kullanabilmektedir. Ancak suçtan zarar görenlerden biri tarafından kovuşturma davası açılması halinde diğerlerinin de katılması mümkündür.

Suçtan zarar görenin dava açma ehliyetinin bulunmadığı hallerde dava açma yetkisi veli ya da vasisine ait olmaktadır.

Her ne kadar gerçek kişilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etmesinden bahsetmiş olsak da tüzel kişilerinde kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus özel kanunlarda açıkça hüküm altına alınmıştır. Örneğin, SPK,BDDK,TMSF gibi.

 

İTİRAZIN ŞEKLİ, SÜRESİ VE İNCELEME MERCİİ

CMK’nın 173. Maddesi birinci fıkrası uyarınca KYOK’un suçtan zarar görene tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Kanunda öngörülen on beş günlük süre hak düşürücü niteliktedir. Fakat suçtan zarar görenin kusuru olmadığı halde süreye uyma imkanı mümkün olmamışsa CMK m.40 uyarınca eski hale getirme talep edilmesi mümkündür.

Suçtan zarar görene ilgili karar tebliğ edilemediği hallerde kanunda öngörülen on beş günlük sürenin başlaması mümkün olmayacaktır.

Yine CMK m.173/1 de ....bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.’hükmü yer almaktadır.

Bu itiraz suçtan zarar gören kimse, kanuni temsilcisi veyahut onun vekili tarafından imzalanmış bir dilekçe ile yapılır. Söz konusu dilekçede CMK.m.173/2 uyarınca Kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilmelidir. O halde ilgili dilekçede failin açık kimliğine yer verilmeli, eylem belli edilmeli, yeterli delilin bulunduğu ortaya koyulmalı ve varsa dava şartlarının gerçekleşmiş olduğunun gösterilmesi gereklidir.

İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEBİLECEK KARARLAR

Kovuşturma davası sonucunda Sulh Ceza Hakimliği istemin reddi veyahut kabulü yönünde olmak üzere iki şekilde karar verebilir. CMK m.173 uyarınca Sulh Ceza Hakimi kamu davasının açılması için yeterli delilin bulunmaması veya kovuşturma olanağının olmaması halinde istemi gerekçeli olarak reddeder, itiraz edeni giderlere mahkum edip soruşturma dosyasını Cumhuriyet Savcısına gönderir. İlgili Cumhuriyet Savcısı kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.

İtirazın reddedilmesi halinde, Cumhuriyet Savcısı’nın yeni delil varlığının bulunması sebebiyle Kamu davasını açabilmesi önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan Sulh Ceza Hakimliği’nin de bu hususta karar vermesine bağlıdır. Yine CMK m.173/4 e göre Sulh Ceza hakimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.

Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen karar kesindir. Herhangi bir kanun yolu öngörülmemiştir. Fakat her ne kadar kesin olsa da CMK 309 da yer alan olağanüstü kanun yolu olarak öngörülen kanun yararına bozma yoluna başvurmak mümkündür.

 

 

*Bu yazıda farklı kaynaklardan yararlanılmış olup bazı kısımlarda alıntılar yapılmıştır.